Dr. Abdulcabbar Boran | Fizik Yüksek Mühendisi, Mutasavvıf ve Yazar
27 Aralık 2025

Kötü Alışkanlıklar ve Şiddet Sorunlarının Çözümleri Paneli

Bu panel etkinliği, bağımlılıkla mücadelede ailevi sorumluluklar, toplumsal duyarlılık ve manevi değerlerin birleştirici gücünü ele almaktadır. Uzman konuşmacılar, madde bağımlılığını sadece fiziksel bir sorun olarak değil, manevi bir boşluk ve ailevi ihmal sonucu gelişen bir "şeytan üçgeni" (merak, bir kereden bir şey olmaz, arkadaş kurbanı) olarak tanımlayarak, sevgi ve Allah'a yönelim odaklı çözüm reçeteleri sunmaktadır.

Kötü Alışkanlıklar ve Şiddet Sorunlarının Çözümleri Paneli

Genel Etkinlik Bilgisi:

Yaşar ERBİL: Bağımlılıkla Mücadelede Ailevi Deneyimler ve Sivil Toplumun Rolü

Bağımlı olan aile bireylerinin saklanmaması ve durumun derhal profesyonel mercilere bildirilmesi hayati önem taşır.

Bağımlılığın sadece ailevi sorunlardan değil, sağlıklı gıdaya erişim, boş zaman yönetimi ve arkadaş ortamı gibi faktörlerden de kaynaklandığı unutulmamalıdır.

Bağımlı gençlerin rehabilite edilmesi için sanat, spor ve meslek edindirme odaklı projeler üretilmelidir.

Prof. Dr. Ramazan KAZAN: Aile İçinde Annenin Fedakârlığı

Anne, ailenin temel direği olarak evladının eğitim ve gelişim sürecinde en büyük fedakârlığı üstlenir; bu fedakârlıklar, evlat üzerinde derin bir manevi sorumluluk oluşturur.

Annenin şefkati, çocuğun topluma kazandırılmasında bir "merhamet rehberi" işlevi görür.

Yaşlı ebeveynlerin bulundukları çevreden koparılmaması, psikolojik sağlıkları ve aidiyet duyguları için korunması gereken bir değerdir.

Dr. Abdulcabbar BORAN: Manevi İyileşme ve Allah'a Yönelim

Bağımlılıktan kurtulmanın temel anahtarı, nefsin afetlerini temizleyerek kalben Allah'a ulaşmayı dilemektir.

Kötü alışkanlıklardan korunmak için birey, çevresini değiştirmeli ve zikir ile namaz gibi manevi ibadetlere sıkı sıkıya sarılmalıdır.

Toplumsal çözüm, bireyin Kur'an-ı Kerim'i sadece okuması değil, rehber edinip hayatına tatbik etmesiyle mümkündür.

KonuşmaYaşar ERBİL

Bağımlılıkla Mücadelede Ailevi Deneyimler ve Sivil Toplumun Rolü

Yaşar Erbil, kendi ailesinde yaşadığı sınavı ve kurucusu olduğu dernekteki gözlemlerini aktararak, bağımlılığın saklanmaması gerektiğini vurguluyor. Bağımlı gençlerin hayatına dokunmak için ailelerin bilinçli olması ve evlatlarını takip etmesinin hayati önem taşıdığını belirtiyor.

Dünyayı dize getirirken rüyamda sigara içeceği aklıma gelmeyen dünya şampiyonu bir evlatla sınav olduk. Tabii şok olduk. Biz kendi kulüplerimize, kendi sporcularımıza kötü alışkanlıklardan uzak tutmayı niyaz ederken, nasihat ederken Rabbim böyle bir şeyle bize sınav yaptı. Çok üzüldük, çok yıkıldık ama saklamadık. En büyük sıkıntılardan bir tanesi bu. Memurum ama memur zihniyetiyle değil, canı yanan bir baba olarak doğal konuşmak istiyorum. Tabii hastane süreçlerinden sonra maalesef olmadı. Amacım sağlığa, bilime, ilime vurmak değil ama 10 yıllık bir bağımlılığın 21 gününde düzelemeyeceğini kendi evladımızı yaşadığımız için saklamadık, çıktık.

Özellikle saklayan ailelere; gizleyen, adım çıkmasın, kariyerini ve koltuğu düşünen ilimizde o kadar insan var ki. O kadar insan var ki Allah onların yardımcısı olsun. Adım çıkmasın diyenlerin çocuklarının canları çıktı. Ve çıkmaya da devam ediyor. Hâlâ da koltuğunu düşünüyor. Rabbim hidayet versin onlara. Saklayacak olsak biz saklayacaktık. Isparta'da tanınan, sevilen, sayılan bir insanız. Ama ne oldu? Elhamdülillah, o evlatlarımızı Allah'ın izniyle kurtardık.

Bizler de acizane elimizden geldiğince bu konularda destek olmak için gerekeni yapmaya çalışıyoruz. İşler acısı bir durumlarımız var. Özellikle burada analar çok. Analar dikkatli olsun. Çocuğu yetiştiren anadır. Bunu asla unutmayın değerli ablalarım. Çocuğu yetiştiren anadır. Ne olursunuz arkadaşlarına dikkat edin babalar. Çocuklarınıza dikkat edin. Ben buna şeytan üçgeni diyorum. Bir merak, iki "bir kereden bir şey olmaz", üç arkadaş kurbanı. Yani bunlara lütfen dikkat edin.

Hiperaktif çocuklarınız varsa lütfen sportif, kültürel faaliyetlere yollayın. Hep ders, ders, ders, ders. Okul tabii ki okuyacak. Tabii ki derse çalışacak. Ama şeytanla baş başa kalmadan o hiperaktifliğini alın. Önceden top oynuyorduk, çelik çomak oynuyorduk. Şimdi telefonla bir tıkladığı zaman her şey karşısına çıkıyor. Onun için lütfen çocuklarınızla ilgilenin. Çocuklarınızı gözetleyin. Odasına çekildiği zaman takip edin. Takip edin. En çok dikkat edeceğiniz arkadaşlar.

Bağımlılık yaşı düştü. Herkesin dilinde. Doğru, 8-10 yaşına kadar düştü. Bizim oraya da 17 yaşında, 18 yaşında, 25 yaşında yavrularımız var. Ama kimse bağımlılık yaşının çıktığını kimse konuşmuyor. Torun sahibi 45-50-60 yaş üstü insanlar gelmeye başladı. Son 3 yıldır. Pandemide günah keçisi oldu. Bir şey oldu mu koronaya, bir şey oldu mu pandemiye yüklüyoruz. Öyle bir şey yok. Biz ne yaptıysak kendimiz bozulduk. Kendimiz yapıyoruz.

Bir de bağımlının tarifini yapayım. Anneler ve babalar dikkatli dinlesin. İstanbul'da bir Mustafa gencimiz vardı. 8 yıl tütün içiyor diye masanın üstüne koyup masasını siliyor. Annesinin eşi dostu geliyor çayları, pastaları yiyor. Bu diyor ki "oğlumun tütün içiyor." 8 yıl madde esrar olduğunu bilemiyor. Ne zaman kimyasala döndükten sonra film kopmuş tabii. Ondan sonra farkına varıyor. O yüzden anneler, babalar; tuvalete veya banyoya girdiğinde uzun süre aileden çocuklarınız çıkmıyorsa lütfen dikkat edin.

KonuşmaProf. Dr. Ramazan KAZAN

Aile İçinde Annenin Fedakârlığı

Prof. Dr. Ramazan Kazan, annenin evlat yetiştirme sürecindeki karşılıksız fedakârlığını ve şefkatini, yaşanmış gerçek bir hikâye üzerinden ele alıyor. Annenin fedakârlığının bir nimete dönüşerek çocuğun karakter inşasında nasıl bir rehber olduğunu vurguluyor.

Aile içerisinde annenin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Anne adayının nesli devam için severek, merhametle ve içten gelerek yaptığı ilk fedakârlık, annenin çocuğuna karşı üstlendiği sorumluluktur. Anne, 24 saat evladının emrindedir. Nitekim "yuvayı dişi kuş yapar" şeklinde bu durum atasözlerimizde dile getirilmiştir. Anneler yemez yedirir, giymez giydirir; bu durum annenin en büyük fedakârlığı evlatlarına karşı yapabildiğince ortaya koyma çabasıdır.

Çağrı filminin yapımcısı Doktor Mustafa Akkad'ın yaşanmış öyküsünden hareketle annenin önemini anlatmak istiyorum. "Annemin hiç yalan söylediğini duymamıştım, sanmıyordum da. Annem beni yetiştirirken, topluma kazandırırken onun sekiz tane yalan söylediğini gördüm" der. Bu yalanlar; fedakârlık, feragat, merhamet, şefkat, onurlu olma ve başkalarını rahatsız etmemekten kinayedir.

Çok fakir bir ailenin tek oğluydum. Yanımızda bize yetecek kadar yiyeceğimiz de yoktu. Günlerden bir gün yemek ve açlığımızı bastırmak için pirinç bulup annem pilav yapınca, annem payına düşeni bana verdi. Pilavı kendi tabağından benim tabağıma aktarırken şöyle diyordu: "Oğlum ben aç değilim, şu pilavı da ye." Bu, annemin ilk yalanıydı. Annenin yüreği oğlu için attığı için merhametinden dolayı oğluna "aç değilim" diyor.

Annem biraz büyüdüğümde evimizin yakınındaki dereyi, açlığımızı giderecek bir balık bile olsa benim için tutmaya giderdi. Bir defasında iki balık avladı ve pişirdi, önüme koydu. Ben ilk balığı yavaş yavaş yemeye başladım, annem kemik ve kılçıkların etrafında kalan eti yiyordu. Sonra diğer balığı yemek için kendi önüne koydu ama kısa süre sonra balığı benim önüme geri bırakıp "Oğlum bu balığı da sen ye, sen bilmez misin balık sevmediğimi?" dedi. Bu da onun ikinci yalanıydı.

Babamın vefatından sonra annem yalnız dul bir hayat yaşıyordu. Hayat içinden çıkılmaz, karmakarışık hâle geldi ve açlık çeker oldum. Komşular halimizin kötüleştiğini görünce anneme, bize bakacak iyi bir adamla evlenmesini tavsiye ettiler. Ama annem "sevgiye ihtiyacım yok" diyerek evlenmeyi reddetti. Bu onun beşinci yalanıydı. Sevgi, çocuğuyla beraber olmakta ve ona hizmet etmekteydi.

Annem yaşlandı ve kansere yakalandı. Her şeyimi bıraktım ve onu evimize ziyarete gittim. Beni görünce gülümsemeye başladı, kalbim yanıyordu zira o gerçekten çok zayıftı ve tanıdığım annem değildi. Bu durum karşısında iki gözümden yaşlar akmaya başladı fakat o durumu fark edip beni teselli ederek "ağlama oğlum, ben acı hissetmiyorum" dedi. Bunu bana söyledikten sonra iki gözünü kapattı ve bir daha hiç açmadı.

Hayatında annesine sahip olan herkes, onun ölmesine üzülmeden önce bu nimeti korumalıdır. Anneyi bir nimet olarak görmeliyiz. Sevgili annesini kaybeden herkes, onun kendisi için ne kadar acı çektiğini daima hatırlamalıdır. Annenizi dua esnasında unutmayınız ki Allah da size merhamet etsin.

KonuşmaDr. Abdulcabbar BORAN

Manevi İyileşme ve Allah'a Yönelim

Madde bağımlılığı, şiddet ve manevi buhranların kökeninde insanın kendi özünden ve yaratıcısının evrensel kanunlarından uzaklaşması yatmaktadır. Çözüm; nefsin kötü alışkanlıklarını zikir ve teslimiyetle temizleyerek, insanın ruhsal emanetini sahibine iade etme sürecini başlatmasıdır.

Mutluluk, insanın yaratılış gayesi ve hayatın en temel hedefidir; bu huzura ulaşmanın tek yolu ise Allah’ın insanlık için indirdiği reçete olan Kur'ân-ı Kerim’in emirlerine uymak ve mahlukata şefkatle yaklaşmaktır.

İnsanoğlu, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak yaratılmış, diğer tüm mahlukattan üstün kılınmış ve bu dünyayı mutluluğu yaşayacağı bir mekan olarak tasarlanmıştır. Ancak insan, kendisine bahşedilen bu ilahi reçeteyi öğrenmediği veya hayatına tatbik etmediği sürece madde bağımlılığı, şiddet ve manevi boşluk gibi karanlıklar içinde savrulmaktadır. Oysa kainat, insanın hizmetine sunulmuş bir sistemdir ve insanoğlu bu sistemin işleyişini, yani Allah’ın değişmez evrensel kanunlarını öğrenmekle yükümlüdür.

Peygamber Efendimiz (sav), insanlığı asr-ı saadete taşıyan o büyük dönüşüm sürecinde sadece bir öğretmen değil, aynı zamanda nefisleri tezkiye eden, kalpleri temizleyen bir rehberdi.

ayet-i kerimesinde buyurulduğu üzere, Allah Resulü'ne verilen görevler, bugün insanlığın unuttuğu müfredatı oluşturmaktadır. Günümüz insanı, dünyevi maişetini temin etmek için her türlü çabayı gösterirken, yaratıcısının kendisine gönderdiği mektuptan habersiz olduğu için rızkını kazansa dahi mutluluğu yakalayamamaktadır.

İnsanın gerçek kurtuluşu, iki vücudunun farkına varmasından geçer. Fiziksel beden, modern eğitim sisteminin odaklandığı tek alan olsa da, insan sadece bundan ibaret değildir.

ayetinde belirtildiği üzere, insanoğlu bir de nefisle dizayn edilmiştir. Nefsin manevi kalbinde kin, nefret, küfür, yalan, haset ve kötü alışkanlıklar gibi 19 afet bulunur. Şeytan ise bu afetleri kullanarak insanı bataklığa çeker. Büyük cihat, bu afetlerin temizlenmesidir.

Allah Teala, hiç kimsenin kendi ameliyle cennete giremeyeceğini bildirmesine rağmen, rahmetiyle kullarının yardımına koşmaktadır. Dolayısıyla, madde bağımlılığı veya diğer tüm olumsuzluklar karşısında atılacak ilk adım, kalpten Allah'a ulaşmayı dilemektir. Bu dilek, insanın üzerindeki ilahi emanet olan ruhunu, sahibine teslim etme iradesidir.

ayetinde ifade edildiği üzere, Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği ruhu O'na vasıl etmek, insanın yaratılış gayesidir.

Sonuç olarak, insanoğlu hangi dertle karşılaşırsa karşılaşsın, dermanın kendi içinde olduğunu bilmelidir. Kötü alışkanlıkların, madde bağımlılığının ve her türlü toplumsal problemin çözümü, Allah'ın isminin tekrarıyla yaşanan daimi zikir ve sevgi odaklı bir hayat tarzıdır. İnsan, nefsini arındırıp ruhunu Allah'a teslim ettiğinde, sadece kendisi huzur bulmakla kalmaz; çevresindeki tüm insanlara da elinden ve dilinden emin olunan bir huzur kaynağı haline gelir.