Dr. Abdulcabbar Boran | Fizik Yüksek Mühendisi, Mutasavvıf ve Yazar
Panel25 Nisan 2026

Şiddet ve Kötü Alışkanlıklardan Kurtularak Mutlu İnsan Olmak

Bu panel, şiddet ve kötü alışkanlıkların temelinde yatan içsel boşlukları manevi, nörolojik ve psikiyatrik açılardan ele almaktadır. Çözüm olarak; Allah sevgisiyle desteklenen hakiki maneviyata yönelmek, alt beynin dürtüsel taleplerine karşı ön beyni sevgi ve merakla aktive ederek özgürlüğü kazanmak ve sahte şifa vadeden okült tuzaklardan uzak durarak gerçek arınma kaynaklarına tutunmak tavsiye edilmektedir.

Şiddet ve Kötü Alışkanlıklardan Kurtularak Mutlu İnsan Olmak

Dr. Abdulcabbar Boran: Şiddet ve Kötü Alışkanlıklardan Kurtularak Mutlu İnsan Olmak

Kalpten Gelen İrade ve Tövbe: İnsanın yaratılış gayesi olan "mutlu insan" hedefine ulaşması için, kötü alışkanlıklara (içki, kumar vb.

,

,

) zemin hazırlayan nefsin 19 farklı afetinden arınması ve kalpten bir dilekle Allah'a ulaşmayı dilemesi gerekir (

).

Korku Değil, Sevgi Temelli Yaklaşım: Bağımlılıkların bataklığını kurutmak için bireylerin iç dünyasına korku yerine "Allah sevgisi" aşılanmalı, anne-babalar ailelerini (

) bu sevgi ve yardımlaşma bilinciyle koruma altına almalıdır.

Emaneti Sahibine Teslim Etme: İnsan-ı kamil olmak için emanet edilen ruhun (

,

) ve iradenin Allah'a teslim edilmesi; şeytanın ve avanesinin etkilerinden (

,

,

) kurtularak göğüsten kalbe inen manevi nurla hastalıklara şifa (

) bulunması şarttır.

Uzm. Dr. Yasemin Şimşek: Bağımlılığın Nörolojik Temelleri ve Özgürlük

Dürtü Kontrolü ve Gerçek Özgürlük: Anlık haz veren dopamin temelli davranışlar ön beyni (frontal lob) devre dışı bırakıp alt beyni (amigdala) esir alır; bağımlılıktan kurtulup özgürleşmek, bu dürtülere rağmen seçim yapabilme yeteneğini geri kazanmaktır.

Doğru İletişim ve Merak Duygusu: Ergenlerde ve bağımlı bireylerde alt beynin tehlike algısını kırmak için öfkeyle direktif vermek yerine; "aynalama" tekniği, sevgi, empati ve merak uyandıran doğru sorularla üst beynin (mantık bölümünün) aktive edilmesi gerekir.

Sorumluluk ve Stres Yönetimi: Ebeveynlerin, çocukların karşılaştığı her zorluğu onlar adına çözerek onları hareketsiz bırakmak yerine, stresle baş etme becerisi kazandırması; bireylerin anlık hazlar uğruna "yan yollara" sapmalarını engeller.

Uzm. Dr. Ayşe Sayı: Okült Kültür Tuzakları ve Sahte Maneviyat

Sahte Maneviyat Algısına Karşı Farkındalık: Yoga, meditasyon, hipnoz ve astral seyahat gibi okült (gizlenmiş) uygulamaların "zararsız bir wellness programı" olarak pazarlanmasının ardında yatan esas hedefin, insanın Allah ile olan bağını koparmak olduğuna dikkat edilmelidir.

Bilimsel Verilerle Yan Etkilerin Tespiti: 40 yıla varan klinik araştırmalar ve mahkeme kayıtları; içsel yolculuk vaadiyle sunulan bu ritüellerin aslında anksiyete, panik atak, depresyon, algı bozuklukları ve psikoz gibi kalıcı zihinsel problemlere yol açtığını kanıtlamaktadır.

Hakiki Çözüm Kaynaklarına Yönelme: Hayatın getirdiği yüklerden, öfkeden veya bağımlılıklardan kurtulmak amacıyla çaresizce başvurulan bu okült tuzakların, özellikle travma öyküsü olan bireylerde hasarı çok daha artırdığı bilinmeli, şifa yalnızca fıtrata uygun pratiklerde aranmalıdır.

KonuşmaDr. Abdulcabbar Boran

Şiddet ve Bağımlılıktan Kurtuluşun Manevi Reçetesi

İnsanın yaratılış gayesi olan mutlak mutluluğa ulaşmasının önündeki en büyük engelin nefsani hastalıklar olduğunu anlatan bu bölüm; şiddet ve kötü alışkanlıklardan kalpten edilecek bir dilek, Allah sevgisi ve manevi arınma yollarıyla nasıl kurtulunacağını açıklamaktadır.

Allah'ın insandan en temel beklentisi, onun mutlu bir insan olmasıdır. Ancak insan, doğuştan getirdiği ve manevi kalbinde barındırdığı 19 farklı hastalığa sahip bir "nefs" ile dünyaya gelir. Kin, nefret, öfke, şiddet ve içki, kumar, madde bağımlılığı gibi kötü alışkanlıklar (

,

,

) tamamen bu afetlerden beslenmektedir. Dışarıda aradığımız tüm problemlerin kaynağı da, şifası da aslında insanın kendi içindedir. Bizi bu kötü alışkanlıklara sürükleyen ve nefsimizdeki bu zaafları bir klavye gibi kullanan temel unsur ise şeytan ve avanesidir (

).

Bu bataklıktan kurtulmanın ve insan-ı kamil (erdemli insan) hedefine ulaşmanın yegâne yolu, Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de sunduğu evrensel reçeteyi hayata tatbik etmektir. Bütün problemlerin çözümü, kalpten gelen samimi tek bir dilekte gizlidir: Allah'a ulaşmayı dilemek. Tarihteki tüm Allah dostlarının, Yunusların, Mevlanaların yaptığı gibi, kişi hayattayken kendisine üfürülen ve Allah'ın en büyük emaneti olan ruhunu (

,

) sahibine ulaştırmayı kalpten talep etmelidir. Bu talep kalpte oluştuğu an, formül çalışmaya başlar ve Allah'ın yardımı doğrudan devreye girer.

Kişi kalpten Allah'a ulaşmayı dilediğinde, Allah o kişinin üzerinde Rahim esmasıyla tecelli ederek manevi engelleri (gözlerdeki perdeyi, kulaklardaki vakrayı ve kalpteki ekinneti) kaldırır. Kendi başımıza asla yenemeyeceğimiz nefsimiz (

), bu samimi niyet sayesinde Allah'ın tayin edeceği bir kalp doktorunun (mürşidin) rehberliğinde (

) tedavi sürecine alınır. Kişi, zikir ibadetiyle (

) kalbine inen rahmet, fazıl ve salavat nurları sayesinde göğsünden kalbine açılan nur yoluyla (

) aydınlanır ve şeytanın tahakkümünden tamamen kurtulur (

).

Günümüzdeki korkuya dayalı din öğretisinin aksine, kalıcı şifanın ve arınmanın anahtarı sevgidir. Aileler kendilerini ve nesillerini kötü sonlardan korumak için (

) çevrelerine sadece sevgi ve merhamet aşılamalıdır. Zikir ibadetiyle kalbe yerleştirilen manevi bekçi sayesinde hastalıklar şifa bulur (

) ve kişi anlık öfke veya dürtülerine yenik düşmekten kurtulur. Kendi içinde adaleti ve sükuneti sağlayan insan, çevresine zarar vermeyen, ikram eden, affedici ve yardımlaşan bir bireye dönüşür.

İslam'ın özü olan "teslim" kavramı; fiziksel bedenin, nefsin, ruhun ve en nihayetinde iradenin sahibine, yani Allah'a teslim edilmesidir. Dünyevi rızkın ve mutlak korumanın Allah'ın garantisinde olduğunu idrak eden birey, hem bu dünyada hem de ahirette huzuru bulur. Yaratılış fıtratına uygun bir yaşama dönmek, kişiyi sadece bağımlılıkların ve şiddetin yıkıcı sarmalından kurtarmakla kalmaz, aynı zamanda onu hakiki ve kalıcı bir özgürlüğe kavuşturur.

KonuşmaUzm. Dr. Yasemin Şimşek

Bağımlılıktan Özgürlüğe: Ebeveyn ve Çocuk İletişimi

Uzm. Dr. Yasemin Şimşek, bağımlılığın mekanizmasını beyin fonksiyonları üzerinden açıklayarak, çocukları korumanın ve özgürleştirmenin yolunun doğru ebeveyn sabrı, sevgi ve farkındalıktan geçtiğini belirtmektedir.

Bağımlılık her konuda olabilen, hayatımızda vazgeçemediğimiz durumlarda karşımıza çıkan çok geniş bir kavramdır. Özgürlük ise herhangi bir şey için emek verirken, 24 saat içinde o şeyden vazgeçebilme halini ifade eder. Gerçek sevgi insanı özgür kılarken, "sen olmazsan ben de yokum" düşüncesi sevgiyi değil bağımlılığı doğurur. Günümüzde eşe, evlada, sigaraya, internete, kumara ya da maddeye karşı yüksek düzeyde bağımlılık geliştirme eğilimi taşımaktayız. Toplum olarak çok duygusal ve sağ loblu bir millet olmamıza rağmen, yaşanan büyük felaketlere ve travmalara çok hızlı tepki verip, bu etkileri kararlılık gösteremediğimiz için çok çabuk unutma eğilimindeyiz.

Beynimizin çalışma mekanizmasını çözen yapılar, insanları nerede ve nasıl manipüle edebileceklerini çok iyi bildikleri için bağımlılık süreçlerini profesyonelce yönetmektedir. Günümüz çağı, serotonin değil anlık haz ve hızı ön plana çıkaran dopamin odaklı bir sistem üzerinden ilerlemektedir. Doğal ve fizyolojik olmayan, anlık haz veren her şey toplamda insana zarar vermektedir. Bu süreçte kişi anlık bir stresle karşılaştığında, onunla baş etme becerisine sahip olmadığı için ana yoldan saparak yan yollara girmekte ve bir dürtüye teslim olmaktadır. Günümüzde çocukların hayatını kolaylaştırmaya çalışırken, farkında olmadan onların stresle baş etme kabiliyetlerini de ellerinden almaktayız.

Beynin anatomik yapısına bakıldığında alnımızın arkasındaki ön beyin (frontal lob) bizi insan yapan, mantık ve empati kurmamızı sağlayan bölümdür. Alt beyin (amigdala) ise hayatta kalmayı, kaç-savaş ya da don tepkilerini ve haz almayı yönetir. Kısa videolar, reels'lar ve oyunlar gibi anlık uyarıcılar alt beyni sürekli tetiklediğinde, mantıklı kararlar alan ön beyin devre dışı kalmaktadır. Ön beyni işlevsizleşen bağımlı bireylerde empati yeteneği, planlama kabiliyeti ve bağ kurma becerisi tamamen yok olmaktadır. Hatta uzun süre kumar ve madde kullanan kişilerin beyninde fonksiyonel MR çekildiğinde, beynin yarısının işlev dışı kaldığı ve delikli peynir gibi bir küçülme yaşandığı görülmektedir.

Çocuklara veya bağımlı bireylere ulaşmaya çalışırken "damar yolu açmak" benzetmesi büyük önem taşır. Elinizde dünyanın en iyi ilacı veya en mantıklı cümlesi olsa bile, eğer çocukla aranızda bir damar yolu, yani iletişim bağı kuramadıysanız söylediğiniz hiçbir şey ona geçmez. Sürekli "bırak o telefonu elinden" diye bağırmak veya direnç göstermek, çocukta sadece tehlike algısını ve direnci artırır. Alt beynin bu yıkıcı ve itici gücünü azaltabilecek dünyadaki iki büyük duygu ise sevgi ve meraktır. Çocuklara sürekli komut vermek yerine, onlara yetişkin bir bireymiş gibi sorular sorarak ön beyinlerini kullanmalarını ve anda kalmalarını sağlamalıyız.

Ebeveynler olarak çocukların duygularını onlara yansıtarak aynalama yapmalı, sakin ve dingin bir frekansa gelerek muhteşem ebeveyn sabrımızı göstermeliyiz. Çocukların abartısız bir şekilde iyi yaptığı şeyleri överek onlara merhametle yaklaşmak aradaki bağı güçlendirir. Yan yollara sapıp yolu bitirdiğimizde, inatlaşmak yerine bir adım geri çekilip sakinleşerek ana yola dönmeyi başarabilmeliyiz. Çocuklara öfkelendiğimizde vurmak veya bağırmak yerine "Bu davranışın beni çok öfkelendiriyor" diyerek duygumuzu sözel olarak ifade etmeli ve onlara doğru iletişim kurmayı öğretmeliyiz. Çocukların daha özgür, sevgi dolu olması ve iletişimlerinin güçlenmesi adına bu yaklaşımlarla daha ümitvar olabiliriz.

KonuşmaUzm. Dr. Ayşe Sayı

Okültizm ve Modern Çağda Sahte Şifa Tuzakları

Uzm. Dr. Ayşe Sayı, çaresizlik içindeki insanların masum görünen yoga ve meditasyon gibi okült uygulamalarla nasıl bir pazarlama tuzağına çekildiğini bilimsel verilerle açıklamaktadır.

Günümüz insanı pek çok problemin yükü altında sırtına binmiş yüklerle ezilmekte, kendisini sıkışmış ve çaresiz hissetmektedir. Çeşitli problemleri olan ve bu sıkışmışlıktan kurtulmak için anlık bir kurtuluş arayışıyla çaba sarf eden insan, bu esnada çok ciddi birtakım tuzakların içine düşebilmektedir. İnsan beyninin işleyiş mekanizmalarının çözülmesi ve nasıl yönetileceğinin bilinmesi, bu çaresizlik anlarında insanları negatif anlamda yönetebilecek yapıların önünü açmaktadır. Ana yoldan sapmak üzere olan çaresiz insana, çok cazip teklifler ve farklı lanse edilen isimlerle birtakım tuzaklar sunulmaktadır.

Bu cazip tekliflerin en başında günümüzde "okült kültür" olarak adlandırılan gizlenmiş, saklanmış ve üstü örtülmüş uygulamalar gelmektedir. Üniversitelerde kürsüleri bulunan ve araştırmalar yapılan parapsikoloji gibi bölümler aracılığıyla insanlara büyük vaatler verilmektedir. İnsanlara, içinde bulundukları şiddet, bağımlılık, stres veya öfke yönetimi gibi sorunlardan kurtulacakları ve kendilerini iyi hissedecekleri bir noktaya taşınacakları söylenmektedir. Bu uygulamalar günümüzde hastanelere, spor merkezlerine kadar girmiş, çok kısa eğitimlerle "koçluk" adı altında insanlara ulaştırılmaya başlanmıştır. Kur'an-ı Kerim'in bizzat yasakladığı sihir ve büyü gibi apaçık zülmani olanların yanı sıra, masum isimler arkasına gizlenen ancak bilinmeyen tehlikeli uygulamalar da mevcuttur.

"Farkındalık" gibi son dönemin moda kelimeleri kullanılarak insanlara "ne geçmişte ne gelecekte yaşa, anı yaşa" telkinleri yapılmakta ve ofislerde kurslar düzenlenmektedir. Hatta İngiltere'de 13-14 yaşlarındaki çocuklara iki sene boyunca bu farkındalık programları uygulanmıştır. İnsanlara bu yöntemler anlatılırken "hiçbir yan etkisi ve zararı yoktur" şeklinde sözde bilimsel veriler sunulmakta, içsel yolculukların tamamlanacağı ve manevi olarak yüceleşileceği vadedilmektedir. Oysa bu pazarlama tuzaklarının arkasındaki asıl gizli hedef, insanın maneviyatını kırmak ve Allah ile olan bağını tamamen çözmektir. Doğrunun yerini yanlışla doldurmaya çalışan bu sistemde, meditasyon ve yoga birer zikir eylemi gibi gösterilmekte, verilen mantra kelimelerine odaklanılması istenmektedir. Yoga bir jimnastik hareketi veya namazın eş değeri gibi sunularak meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır.

Bu uygulamaların masum ve yan etkisiz olduğu iddiaları tıbbi ve bilimsel literatür bazında incelendiğinde tamamen asılsız kalmaktadır. Klinik psikoloji ve psikiyatri dergilerinde yayımlanan 2025 tarihli yeni çalışmalara ve kapsamlı review analizlerine göre çok net yan etkiler saptanmıştır. Araştırmalara göre, bu uygulamaları deneyimleyen 100 kişiden 60'ında en az bir olumsuz deneyim ortaya çıkmaktadır. Katılımcıların %30'unda belirgin derecede hayatı zorlaştıracak sıkıntılar, %9'unda ise günlük aktivitesini tamamen bozacak düzeyde problemler tespit edilmiştir. Ortaya çıkan bu tablolar anksiyete, kaygı bozuklukları, panik benzeri durumlar, kişilik ve algı problemleri, otonom biyolojik sıkıntılar (kalp atışlarında problem, karın ağrısı) ve hatta psikoz gibi çok ağır psikiyatrik rahatsızlıkları içermektedir.

Geriye dönük 40 yıllık süreç incelendiğinde, bu yan etkilerin tesadüfi veya rastlantısal olmadığı, tıp literatüründe "tekrar eden bir patern" olarak tanımlandığı görülmektedir. Özellikle anksiyete, panik atak ve geçmişte travma öyküsü olan hassas insanlar, çaresizlik içinde şifa ararken bu programlara yönelmekte ve buralardan çok daha kötü duruma gelerek çıkmaktadır. Bu derin meditasyon kamplarından sonra kalıcı işlevsel kayıplar yaşayarak mahkemelere başvuran birçok insan bulunmakta, ancak bu olaylar onam formları ve yetersiz eğitim gibi gerekçelerle örtbas edilerek basına yansıtılmamaktadır. Bir hekim olarak görevimiz, nörolojik ve zihinsel mekanizmalarımızı doğrudan bozan okült kültür tehlikesine karşı uyanık olmak ve insanlar üzerinde farkındalık oluşturarak onları bu zülmani tuzaklardan korumaktır.