Dr. Abdulcabbar Boran | Fizik Yüksek Mühendisi, Mutasavvıf ve Yazar
Çalıştay16 Mayıs 2026

Kur’an-ı Kerim’de Var Olmasına Rağmen Din Tatbikatından Çıkarılan Hedef ve Vasıta Emirler | Oturum 1

Bu etkinlik, günümüzde dinin ve ibadetlerin yalnızca şekli birer ritüele dönüşmesi sorununu ele alarak, Kur'an-ı Kerim ve tasavvufi hikmetler ışığında hakiki kulluk bilincine ulaşmanın manevi yollarını aktarmaktadır. Konuşmacılar; nefis tezkiyesi, Kur'an'ı aklederek okuma, mürşide tabiyet ve kul hakkına riayet etme gibi köklü çözümlerle bireylerin yüzeysel dindarlıktan kurtulup dünyada ve ahirette saadete erebileceğini vurgulamaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de Var Olmasına Rağmen Din Tatbikatından Çıkarılan Hedef ve Vasıta Emirler | Oturum 1

Doç. Dr. Ahmet Özkan: Tasavvuf Işığında İbadetlerin Hikmeti

İbadetlerin Gayesi: İbadetler sadece omuzlardan atılması gereken bir borç değil, nefse karşı açılan mukaddes bir savaştır ve kulun iç dünyasındaki manevi kirlerin tasfiyesini amaçlar.

Hiçlik ve Acziyet Bilinci: Kulun tasavvuftaki "fakr" ve "mahviyet" halini idrak ederek, kendi iradesini yok edip Allah'ın iradesiyle dirilmesi, mutlak muhtaçlığının farkına varması gerekir.

Şekilden Öze Geçiş: Namaz, oruç, hac ve zekat gibi fiiller, asıl amacı olan "marifetullah" ve "muhabbetullah"a ulaşmak için birer araç ve kesretten (çokluktan) vahdete (tekliğe) götüren manevi köprülerdir.

Dr. Abdulcabbar Boran: Kur'an'daki Hedef ve Vasıta Emirler

Kur'an'a Göre Değişmek: İnsanın Kur'an-ı Kerim'i kendi heva ve hevesine göre yorumlaması yerine,

ayetindeki taguta kul olmaktan kaçınma emrinde olduğu gibi, Kur'an'ın ahlakıyla ahlaklanarak nefsini değiştirmesi şarttır.

Hedef ve Vasıta Emirlerin Tatbiki: Din tatbikatından çıkarılmış olan "Allah'a ulaşmayı dilemek", "mürşide tabi olmak" ve dört emaneti (ruh, fizik vücut, nefs, irade) Allah'a teslim etmek gibi hedefler yeniden hayatın merkezine alınmalıdır.

Sırat-ı Müstakim Üzerinde İlerlemek: İnsanların bidatlerden arınarak,

ve

'te vurgulanan, insan ruhunu ve bedenini dünya hayatında Allah'a ulaştıran yegâne kurtuluş yoluna girmeleri ve ibadetleri (zikir, namaz vb.) sevgiyle icra etmeleri gerekir.

Prof. Dr. Mustafa Naci Kula: İbadetlerin Temel Amacı Olarak Kulluk Bilinci

Bilinçli Kulluk ve İbadet:

ayetinde belirtildiği üzere yaratılışın yegâne gayesi kulluktur; bu nedenle ibadetler sıradan ritüeller olmaktan çıkarılıp, Allah'ı "Rab" olarak idrak etme ve metafizik âlemle bağ kurma bilincine dönüştürülmelidir.

Kur'an'ı Soru Sorarak Okumak: Kur'an'ı hakkıyla anlamak için kavramlar ve ayetler arası ilişkiler (Örneğin namazın sıradan bir fiil değil "akimi salat" olması) üzerinde tefekkür edilmeli, zanni bilgilerden uzak durulmalıdır.

Kul Hakkı ve Sosyal İletişim: İbadetlerin Allah katında değer bulabilmesi için kul hakkından kesinlikle kaçınılması, darlıkta ve bollukta infak edilmesi ve insanlara yaklaşırken malumu kınayarak değil "emri bil maruf" çerçevesinde zarif bir dil kullanılması zorunludur.

KonuşmaDoç. Dr. Ahmet Özkan

İbadetlerin Gizli Hikmeti: Tasavvufla Şekilden Öze

İbadetler, kulun nefsine karşı açtığı mukaddes bir savaş ve manevi bir yolculuktur. Bu bölüm, namaz, oruç ve hac gibi ibadetlerin zahiri şekillerinin ötesindeki tasavvufi hikmetleri ele almaktadır.

İbadetler, kulun tabiatındaki karanlık noktaları temizlemek üzere nefse karşı açılmış mukaddes bir savaştır. İnsan ibadet ettikçe nefsi arzuların hakimiyeti kırılır ve ruhi latifeleri canlanır. İbadetlerin meşakkatli yapısı, kullara eziyet olsun diye değil; iç dünyamızdaki kibrimizden, hasetimizden, şehvetimizden ve hırsımızdan sıyrılmamız içindir. Çekilen bu meşakkatler, ruhun temizlenmesine ve kalbin tasfiye edilmesine vesile olmaktadır.

Tasavvuf klasiklerine göre ibadetlerin en derin gayelerinden biri de kulun kendi hiçliğini, acziyetini ve Allah'a olan muhtaçlığını anlamasıdır. Bu hiçlik düşüncesi tasavvufta "fakr" veya "mahviyet" olarak ifade edilir. İnsanın karşısına çıkabilecek en büyük perde yine bizzat kendisidir. İnsanoğlu kendi iradesini yok edip Allah'ın iradesiyle tekrar dirilmedikçe, benliği bir engel olarak karşısında durmaya devam edecektir.

İbadetlerin bir diğer hikmeti ise insanı çokluk aleminden (kesretten) tekliğe (vahdete) yöneltmesi, dünyevileşerek asıl vatanını unutan insanı bu gaflet uykusundan uyandırmasıdır. İmam-ı Gazzâli'nin ifadesiyle, dünyaya meylederek paslanan kalbi parlatan yegâne cila, düzenli ve hikmetine binaen yapılan ibadetlerdir. Eğer ibadetler sadece üzerimizden düşmesi gereken bir borç olarak görülürse sıradanlaşır, özünden koparak manasız birer adete dönüşür.

Bütün ibadetlerin zahiri rükünleri olduğu gibi deruni anlamları da vardır. Örneğin namazda alınan iftitah tekbiri, dünyayı ve masivayı arkaya atıp nefsi arzuları kurban etmektir. Kıyam, kulun hiçliğini idrak ederek el pençe divan durması; rüku, kibrin yok edilmesi; secde ise enaniyetin toprağa gömülmesidir. Kul secdede fiziken en aşağıdayken manen Allah'a en yakın olduğu andadır. Oruç ise sadece mideyi aç bırakmak değil; azaları günahtan koruyarak kalbi Allah'tan başka her şeyden arındırmak ve melekût aleminin sırlarına açılmaktır.

Hac ve zekat gibi ibadetler de insanı mal mülk davasından vazgeçiren, kendi iç dünyasında yolculuğa çıkaran derin semboller barındırır. Sonuç olarak, şeriatın koyduğu hükümler ve ibadetler, bizi "marifetullah" ve "muhabbetullah"a ulaştıran mukaddes birer köprüdür. Asıl gaye, bu köprüden geçerek Hakk'a vasıl olmak ve yolculuğu tamamlamaktır; köprünün üzerinde takılıp kalarak yalnızca şekli gaye zannetmek değildir.

KonuşmaDr. Abdulcabbar Boran

Kur'an'da Unutulan Hedef ve Vasıta Emirler

Kısa Özet: Dinin yegâne gayesi olan saadete ulaşabilmek için, din tatbikatından çıkarılan hedef ve vasıta emirlerin yeniden Kur'an'daki orijinal hiyerarşisiyle hayata geçirilmesi ve emanetlerin sırasıyla Allah'a teslim edilmesi şarttır.

Dinin tek bir gayesi vardır; o da Allah Teâlâ'nın dinle bizleri ulaştırmak istediği saadet ve mutluluktur. Nebiler Sultanı Peygamber Efendimizin yirmi üç senelik Kur'an eğitimiyle ashabın yaşadığı asr-ı saadet dönemi bunun en büyük kanıtıdır. Allah, bu dini nefsimizi ihlasa ulaştırmak için var etmiştir. Ancak bugün Kur'an-ı Kerim'de yer almasına rağmen din tatbikatından çıkartılan hedef ve vasıta emirler sebebiyle bu mutluluk yaşanamamaktadır. Kur'an'ın farzlarının yerini faydasız ilimler ve bidatler almıştır. Örneğin, günümüzde yaygın olan "ruh ancak ölümle Allah'a ulaşır" şeklindeki inanış, ruhun hayattayken de Allah'a mülaki olacağını açıkça ifade eden

ayetiyle tamamen çelişmektedir.

Kur'an'daki asıl hedeflere ulaşmanın ve şeytanın adımlarından kurtulmanın ilk şartı, kalben Allah'a ulaşmayı dilemektir.

ayetine göre tağuta kul olmaktan kaçınarak Allah'a yönelmek dinin temelidir. Bu talebin ardından, Kur'an'da farz kılınan mürşide tabiyet aşaması gelir. Ancak tabi olunacak mürşit rastgele seçilmez;

ve

ayetlerinde işaret edildiği gibi sabır ve hacet namazıyla bizzat Allah'tan sorulması ve Allah'ın gösterdiği mürşide tabi olunması gerekir.

Tabiyet gerçekleştikten sonra, dünya hayatında ihsan edilen emanetlerin sırasıyla Allah'a teslimi başlar. Evvela ruh sırat-ı müstakim üzerinden yoklukta Allah'ın zatına ulaşarak teslim olur. Ardından fizik vücut, Allah'ın bütün emirlerine itaat edip yasak olan fiilleri işlemeyerek teslim edilir. Sonrasında nefs, yedi kademede tezkiye edilmek suretiyle manevi kalbindeki on dokuz afetten temizlenir ve yerini on dokuz fazilet alarak Allah'a teslim edilir. En nihayetinde iradenin de Allah'a teslim edilmesiyle teslim-i külli gerçekleşir ve dini hayatın bütünü tamamlanmış olur.

Tüm bu teslimiyet mertebelerine varabilmek için Kur'an'daki yedi vasıta emrin hayata geçirilmesi zorunludur.

ayeti gereğince Allah'a ulaşmayı dilemenin ardından, mürşit önünde yapılan tövbe ile günahların sevaba çevrilmesi (

) ve ibadetlerin sultanı olan daimi zikir (

) devreye girer. Zikir olmadan namazın gaflete düşmekten kurtulamayacağı, orucun yalnızca açlık ve susuzluk olacağı, zekatın da hükmünü icra edemeyeceği bilinmelidir. Bu vasıta emirlerin eksiksiz tatbikiyle

'te buyrulan sırat-ı müstakim üzerinde kalınarak asr-ı saadet dönemi bugün yeniden yaşanabilir.

KonuşmaProf. Dr. Mustafa Naci Kula

İbadetlerde Hedef Nokta: Kulluk Bilinci

İbadetlerin sıradan birer ritüel olmaktan çıkıp asıl hedefine ulaşması; Allah'ı "Rab" olarak idrak etme, Kur'an'ı tefekkürle okuma ve kul hakkına mutlak surette riayet etme bilincine bağlıdır.

ayetinde açıkça belirtildiği üzere, cinlerin ve insanların yaratılışındaki yegâne gaye Allah'a kul olmaktır. İbadetlerdeki temel hedef de bu kulluk bilincini inşa etmektir. İbadetleri içi boş birer ritüel olmaktan çıkaran en önemli unsur, zihinlerdeki "Rab" tasavvurudur. Kur'an-ı Kerim'in ilk inen Alak Suresi ayetlerinde "Allah" ismi yerine "Rab" isminin kullanılması, Allah'ın yalnızca inanılan bir yaratıcı değil, otorite sahibi ve terbiye edici (Rab) olarak kabul edilmesi gerektiğini gösterir. Bu bilinç kaybedildiğinde, ibadetler kulluktan çıkarak ilahı kendi menfaati için araç olarak kullanma tehlikesi barındıran ritüellere dönüşür.

Kulluk bilincinin eyleme dönüşmüş en güçlü hali olan namaz, Kur'an'da sıradan bir fiili anlatan "ifalü salat" olarak değil, dik duruşu ve metafizik âlemle bağ kurmayı ifade eden "akimi salat" olarak emredilir.

ayetine göre, hakkıyla ikame edilen namaz insanı fahşadan ve münkerden alıkoyar. Buradaki fahşa, insanın kulluk vasfından sıyrılarak nesne ve madde durumuna, süfli bir dereceye düşmesini ifade eder.

ayetinde ve Bakara Suresinin ilk ayetlerinde vurgulanan gayba iman ilkesi, kişinin salt fiziksel dünyanın hazlarına hapsolmadan gaybi âlemle kurduğu bu şuur ve teslimiyet bağını yansıtır.

Kur'an-ı Kerim'i anlamanın ve bu kulluk şuurunu derinleştirmenin temel yöntemi, ayetlere ve kavramlara soru sorarak akletmektir.

ayetindeki "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" sorusu ve ayetler arası ilişkilerin tefekkür edilmesi bu yöntemin esasıdır. Örneğin, her rekatta okunan Fatiha Suresinde doğrudan yardım istemek yerine,

ve

ayetleriyle nimete erenlerin sırat-ı müstakimi talep edilir.

ayetinde ise kitabın doğruyu yanlıştan ayıran "Furkan" özelliği ön plana çıkar. Ayetleri birbiriyle ilişkilendirerek ve kavramları sorgulayarak okumak, dini ezberlenmiş sevap kazanma işlemlerinden çıkarıp bir yaşam ve idrak kılavuzu haline getirir.

Gerçek kulluk, Kur'an'da peygamberlerin hayatlarıyla modellenen temel ilkeler üzerine inşa edilir.

ayetinde Nuh Aleyhisselam'ın "şükreden bir kul" olarak anılması, şükrün yalnızca dille edilen bir söz değil; sahip olunan imkanların sorumluluk bilinciyle paylaşılması olduğunu gösterir. Zenginin şükrü zekat vermekken, fakirin şükrü tebessüm etmek, öfkesini yutmak ve infakta bulunmaktır. Yine

ayetindeki "emri bil maruf" ilkesi, bilineni (malumu) karşı tarafı kınayarak sertçe hatırlatmak değil, zarif, ince ve irfanla sunmaktır. Bu manevi yolculukta

,

ve

ayetlerinde işaret edilen gece ibadeti; insanın karar verme mekanizmasını güçlendiren, fizyolojik ve zihinsel olarak kulluk şuurunu tazeleyen vazgeçilmez bir eylemdir.

Tüm bu ibadet ve tezkiye sürecinin nihai kabul noktası ise kul hakkıdır. İbadetler, kişinin Allah'a karşı yerine getirdiği zorunlu görevlerdir ve tek başlarına cennetin garantisi değildir. Ahiret yurdunda iflas eden (müflis) durumuna düşmemek, ibadetlerin sevabını hak sahiplerine dağıtıp eli boş kalmamak, insanlarla olan ilişkilerde kul hakkı yememeye bağlıdır. Hakiki takva ve kulluk bilinci, yalnızca Allah'ın huzurunda rüku ve secde etmekle değil; kimsenin hakkına girmeden, zarifçe ülfet eden ve ülfet edilen bir mümin olmakla tamamlanır.