Mübarek Üç Aylara Özel Kur'ân-ı Kerim ile Dünya ve Ahiret Mutluluğunu Yaşamak
Panel, Kur'ân-ı Kerim rehberliğinde dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmanın yol haritasını; iman, salih amel, ihsan bilinci ve zikir temelinde ele alıyor. Konuşmacılar, nefis ve şeytan ikileminden kurtularak hakikate ulaşmanın pratik adımlarını sunarak katılımcıları bir "iç huzur" inşasına davet ediyor.

Doç. Dr. Murat Kaya: Kur'ân ile Huzur ve İhsan Bilinci
Dünya ve ahiret mutluluğunun temeli Allah'a iman ve salih ameldir.
İhsan duygusunu, "Allah'ı görüyormuş gibi yaşamak" bilinciyle kazanmak gerekir.
Geceleri ibadetle değerlendirmek, ruhun güçlenmesi ve Kur'an'ı anlamak için elzemdir.
Kur'ân-ı Kerim'i sadece okumak yeterli değildir; anlamak ve yaşamak asıl hedeftir.
Dr. Abdulcabbar Boran: Allah'a Dostluk
İnsanın yaşadığı mutsuzluğun temelinde nefsin 19 afeti ve şeytanın etkisi yatar.
Allah'a ulaşmayı kalben dilemek, kurtuluşun ve huzurun ilk anahtarıdır.
Zikir, nefsi arındıran ve şeytanın tesirini kıran ibadetlerin sultanıdır.
Ruhun Allah'a teslimi ve takva sahibi olmak, mürşid-i kâmil rehberliğinde gerçekleşen bir süreçtir.
Kur'ân ile Huzur ve İhsan Bilinci
İnanan insanın dünya ve ahiret dengesini kurması, Allah'a gerçek bir teslimiyet ve ihsan bilinciyle mümkündür.
Doç. Dr. Murat Kaya: Kur’an Işığında Huzurlu Bir Hayat
Kısa Özet: Dünya ve ahiret mutluluğunun temelini iman ve salih amele dayandıran Murat Kaya, Kur’an’ın rehberliğinde bir yaşamın formülünü sunuyor. Geceleri değerlendirmenin ve sürekli zikir hâlinin ruhu güçlendirerek insanı nasıl olgunlaştırdığını anlatıyor.
İçerik:
Cenab-ı Hak,
ayeti kerimede; erkek veya kadın, kim Allah’a iman edip salih amel işlerse, ona hoş, güzel ve mutlu bir hayat yaşatacağını buyuruyor. Demek ki dünya ve ahiret mutluluğunun temeli, Allah’a iman etmek ve salih amel işlemektir. Salih amel, Allah rızası için yapılan her şeydir; namaz, oruç, zekât, hac kadar, insanlara güler yüz göstermek, iyiliklerini düşünmek ve tebessüm etmek de salih ameldir.
Kur’an-ı Kerim’de defalarca tekrar eden, korkunun ve hüznün olmadığı müjdesi, Allah’ın gönderdiği hidayete tabi olanlar içindir. İnsan cennetten dünyaya indirildiğinde sahipsiz bırakılmadı. Cenab-ı Hak, "Yeryüzüne inin, benden size bir hidayet, yani yol gösterici kitaplar ve peygamberler gelecek" buyurdu. Kim bu hidayete tabi olursa, onlar için ne korku vardır ne de mahzun olacaklardır.
İhsan duygusu, Allah’ı sanki görüyormuş gibi kulluk etmektir. Sen onu göremesen de Allah seni devamlı görüyor. Bu şuurla, yüzünü Allah’a teslim eden kimsenin ecri Allah katındadır. Allah dostlarından Maruf-u Kerhi Hazretleri’nin cebinde taşıdığı ayet;
hitabıyla, kulun her an Allah’ın gözetiminde olduğu murakabe hâlini özetler.
Geceleri değerlendirmek, ruhun temizlenmesinde ve kalbin güçlenmesinde çok etkilidir. Cenab-ı Hak, Peygamber Efendimize gece kalkıp ibadet etmesini, Kur’an’ı tertil ile okumasını emretti. Çünkü gündüzün dünyalık işleri vardır; gece ise hislerin açık olduğu, kalbin daha duyarlı olduğu vakitlerdir. Mü’minler dünyadayken
ayetinin sırrına mazhar olabilmek için biraz yorulmalı, uykuyu azaltmalıdır.
İslam’ın ilk döneminde, Hz. Ömer zamanında Bizanslılar Müslümanlar için "Gece ruhban, gündüz süvari" derlerdi. Sahabe-i kiram, geceleri rahipler gibi ibadet ederken, gündüzleri at üzerinde koştururlardı. Sadece tespihle bir köşede oturmak değil, hem ibadet hem infak ile hayatı kuşatmak gerekir. İnsan, Rabbine doğru düşe kalka yol alırken, sonunda mutlaka O’na kavuşacağını bilerek azimle çalışmalıdır.
Kadir Gecesi gibi fırsatları değerlendirmek, bir ömürlük ibadete bedeldir. Allah Teala, Ramazan’ın gündüzlerinde oruç tutmayı emretmiş, gecelerinde namaz kılmayı ise sünnet kılmıştır. Teravih namazlarını aceleyle, tavuğun yem yemesi gibi hızlıca kılıp bitirmek değil, huzurla ve huşu içinde eda etmek gerekir. Müslümanın özelliği Allah’ı çok zikretmektir; az zikretmek ise münafıkların alametidir.
Allah’a karşı ihlaslı, kullara karşı temiz kalpli olmak dinin özüdür. Din nasihattir; yani Allah’a, kitabına, peygamberine ve bütün Müslümanlara karşı samimi olmak, iyiliklerini istemektir. Kalbi temiz tutmak zor ama ulaşılması gereken en son hedeftir. İnsan bir günah işlediğinde kalbine bir siyah nokta konulur; tövbe ile silinmezse o nokta çoğalarak kalbi mühürleyebilir. Tövbe kapısı ise her zaman açıktır.
Allah'a Dostluk
İnsanın mutsuzluğu, nefsinin 19 afetinden ve şeytanın etkisinden kaynaklanır; çözüm ise kalben Allah'a ulaşmayı dileyerek nefsi arındırmaktır.
İnsanlık tarihi boyunca Âdem Aleyhisselam zürriyeti, bay ve bayan, yaşı, cinsi, mesleği ne olursa olsun Allah’ın insanlar için tayin ettiği tek bir hedef var: Mutluluk. Allah’ın insanlar için dilediği saadet ve mutluluk Kur’ân-ı Kerîm’de, tam bu hedefe ulaşmak için bir davetiye, bir reçete ve aynı zamanda bir garanti hükmünde. Hazreti Ali’nin ifadesiyle; "Ey insanoğlu, derdin var sende onu bilmiyorsun, dermanın var sende onu görmüyorsun. Bütün kâinat senin içine yerleştirilmiş." Allah’ı yeryüzünde temsil eden, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olan insan, sıradan bir varlık değildir.
Günümüz insanı, Allah’ın tayin ettiği hedefe ulaşamadığı için sebebini hep dışarıda arıyor. Oysa "derdin var sende onu bilmiyorsun" sözündeki gibi, dışarıda görülen dertlerin asıl kaynağı insanın kendi nefsidir. İnsan, nefsine karşı cihad-ı ekber ile Allah’ın tayin ettiği hedefe ulaşabilir. Bu kolaylığı anlamak için Kur’ân ayetlerine bakmak ve hak aynasında kendimizi tanımak gerekir.
’da Allah Teâlâ bizi fizik bedenle yarattığını,
’de nefsi dizayn ettiğini ve
’da zatından ruh üfürdüğünü buyuruyor.
İnsan, şeytanın tesiri altında devamlı fuhşiyatı ve münkeri emreden nefsiyle, Allah’ın emrine itaat etmeye çalışan ruhu arasında diyalektik bir kavga hâlindedir. Mutluluk, iç dünyamızda nefs ile ruh arasındaki bu kavgayı sonlandırmaktır. Şeytan, bizi birbirimize düşman kılmak, kin ve intikam hırsıyla aktif hâle getirmek için
uyarınca devamlı olarak bizi karşı karşıya getiriyor. Gerçekten Allah’ın sevgili bir mahlûku olmak ve yeryüzünde halife olmak istiyorsak, emanet olan ruhu hayattayken sahibine ulaştırmamız lazım.
’de Allah, emanetleri sahibi olan Allah’a iade etmenizi emreder. İslâm, Allah’a teslim olmak demektir. Doğuştan itibaren Allah, bizlere ruhundan üfledi ve
’de bu ruhun bir emanet olduğu buyuruldu. Bir insan Allah’tan cenneti isterse cennete girmez; ancak Allah’ın kurallarına uyarak, itaat ederek emaneti hayattayken Allah’a teslim ederse işte o zaman bu dilek onu cennete ulaştırır. Allah Resulü’nün ifade ettiği dinleme, itaat, cihad, hicret ve cemaat emirleri, sahabenin asr-ı saadeti yaşamasına vesile olmuştur.
Nefsin manevi kalbinde 19 hastalık, ruhun kalbinde ise 19 hasret vardır.
’te Rabbimiz, "Ben nefsimi ibra edemem, çünkü nefs şiddetle kötülüğü emreder. Ama Rabbimin rahim esmasıyla tecelli ettiği nefsler hariç" buyurur. Rahmetine mazhar olmak, rahim esmasının tecellisiyle mümkündür. Takva sahibi olup Allah’a ulaşmayı dileyenler, bu rahmete gark olur.
’de sahabenin yaptığı gibi kendilerini şeytana kul olmaktan kurtaranlar, mürşidlerine tabi olarak itaatle neticeye ulaşmışlardır.
’de "Onlar ki iman ettiler ve Allah’ın zikriyle kalpleri mutmain oldu" buyuruluyor. Nefsimiz zikirle tezkiye olur; zikirsiz hiç kimse nefsini tezkiye edemez. Kalbinizdeki mührü açacak olan Allah’tır, o kapıdan gelen nurlar ile şeytanın karanlıkları kalbinizden çıkar. Zikir, ibadetlerin sultanıdır; bizi Allah’a yaklaştıran, şeytanı uzaklaştıran yegâne vasıtadır. Daimi zikre ulaştığınızda kapıyı kilitlersiniz ve artık şeytanın sizin üzerinizdeki tesiri sıfırlanır.
Kişi kalben Allah’a ulaşmayı dilediği an,
’a göre o güne kadar işlediği bütün günahları Allah Teâlâ örter ve günah miktarı kadar sevap verir. Rabbimizin fazlına sınır yoktur; dilediğine tahsis eder. İsterse kâinat kadar günahınız olsun, ulaşmayı kalben dilediğiniz an Allah Teâlâ kâinat kadar size sevap verir. Bu eşsiz imkândan mahrum kalmamak için dileyin, tabi olun, zikredin ve Allah’ın zatına teslim olun.
