Dr. Abdulcabbar Boran | Fizik Yüksek Mühendisi, Mutasavvıf ve Yazar
Stüdyo24 Haziran 2026

Dr. Abdulcabbar Boran ile Dr.Mustafa Fayda

İnsanoğlunun mutsuzluk çemberinden kurtuluşu, içindeki afetleri tanıyıp ilahi rehberlikle nefsinin tezkiyesini sağlamasına bağlıdır. Yaratılış gayesine uygun olarak kişinin kalben arınmayı dilemesi; tövbe, daimî zikir ve dua adımlarını istikrarlı bir şekilde atması mutlak çözümdür. Nefsini kötülüklerden arındıranlar ebedi felaha ulaşırken, başıboş bırakanlar hüsrana uğramaktadır.

Dr. Abdulcabbar Boran ile Dr.Mustafa Fayda

Prof. Dr. Mustafa Fayda: Yaratılış Sırrı ve Nefsin Çift Yönlü Tabiatı

İnsanın fıtrat üzere ve imtihan edilmek gayesiyle yaratıldığını idrak ederek kulluk vazifesini hayatının merkezine almak.

Nefse ilham edilen fücur (kötülük) ve takva (iyilik) kabiliyetlerinin farkına varıp, peygamberlerin rehberliğinde arınma (tezkiye) iradesini göstermek.

Cennetteki maddi mükafatların ötesine geçerek, en yüce gaye olan "Allah'ın sevgisine mazhar olma" hedefine yönelmek.

Dr. Abdulcabbar Boran: Nefs Tezkiyesinin Aşamaları ve Mürşide Tâbiyet

İnsanı felakete sürükleyen 19 nefsani hastalığı (kin, kibir, yalan vb.), ilahi nurla temizleyerek 19 fazilete dönüştürmek.

Şeytan, nefsin afetleri ve zanlardan oluşan mutsuzluk üçgenini mürşid-i kâmile ulaşarak ve manevi kalbi temizleyerek kırmak.

Allah'a ulaşmayı kalben dileyip, Kur'an ahlakıyla ahlaklanarak ehli hikmet seviyesine erişmek.

Deprem ve Afet Bilinci

Video detayına git
KonuşmaProf. Dr. Mustafa Fayda

Yaratılış Sırrı ve Nefsin Çift Yönlü Tabiatı

İnsanoğlu, yeryüzünde başıboş bırakılmamış ve mutlak bir imtihan için üstün kılınmıştır. İçine hem kötülük hem de iyilik işleme kabiliyeti yerleştirilen nefsin yegâne kurtuluşu, manevi kirlerden arındırılmasıdır. Peygamberlerin en temel vazifesi, ilahi ayetleri okuyarak insanlığı bu temizliğe ve hikmete ulaştırmaktır.

Müslümanın imtihandan muaf olduğuna dair bir ayet veya hadis bilmiyoruz. Adam Müslümanım dediyse imtihandan muaf tutulmadı ki; ölünceye kadar yaptıklarımızdan Allah'a hesap vereceğiz. Müslümanlar yaptıkları yanlış işlerden dönmek için Allah'ın kendisine açtığı kapıları kullanmalıdır; nasuh tövbesi bunların en başında gelir. Bizim Allah'ı daima hatırlamamız için üç ameli yapmamız teşvik edilmiştir. Bunlardan birincisi bir daha dönmemek üzere edilen tövbe, ikincisi Allah'ın emrettiği zikir ve üçüncüsü de vahdaniyet-i ilahiyeyi kabul ettiğimiz duadır. İnsan, kulluğunun gereği olarak bu üç yolla Rabbini tanır.

Yüce Allah

ayetinde, "Andolsun ki içlerinden kendilerine bir resul göndermekle Allah müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur." buyurmaktadır. Peygamber göndererek Allah bize, insanın niçin yaratıldığı konularına ve Kur'an ayetlerine göre sıralayacağımız vazifelerimizi hatırlatır. İnsanoğlu fıtrat üzerine yaratılmıştır.

ayetinde "Andolsun biz insanoğluna şan, şeref ve nimetler verdik. Onları karada ve denizde taşıdık... ve onları yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık." buyrularak bu imtiyaz açıklanır. Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? (

). İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder? (

).

İnsanoğlu bu dünyada çetin bir imtihan halindedir.

ayeti, "O, hanginizin daha güzel amel yapacağınızı sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır." kuralını koyar. İnsanların ve cinlerin yaratılış gayesi doğrudan kulluk etmektir. Bizim dünyadaki yaptıklarımızın, ahirette verdiğimiz söze uygun olup olmamasının hesabına çekileceğimizi bilmemiz gerekir. Elest bezminde Allah, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sorduğunda "Belî" diyerek kulluğumuzu kabul ettiğimiz sözü eylemlerimizle kanıtlamak zorundayız.

Nefsin iyilik ve kötülük üzere yaratıldığını Allah açıkça ifade buyurur. Yaratılışımızda var olan kabiliyetler doğrultusunda vazifemiz iyiyi yapmak, kötüyü yapmamak şeklinde kendimizi terbiye etmektir. Allah,

ayetinde nefse ve onu tesviye edene yemin eder. Takip eden ayetlerde o nefse fücur ve takvayı ilham ettiğini, bunları yapabilme kabiliyeti verdiğini bildirir. Dünyada İslam'ın getirdiği doğru ve yanlış, helal ve haram zıtlığının tercih kabiliyeti bizzat nefsin doğasında yer almaktadır.

Allah, insanın kendi fıtratına dönerek ancak nefsini tezkiye etmesiyle kurtulabileceğini müjdeler. "Kim nefsini tezkiye etmişse kurtuluşa ermiştir" (

) buyurarak nefsin tezkiyesi mutlak bir hedef olarak önümüze koyulur. Nefsini kendi haline, heva ve hevesine bırakan da ziyan etmiştir. Bizim fıtratımız diğer mahlukattan farklı olarak kesintisiz bir imtihana tabi tutulacak düzende var edilmiştir. Allah bizi halife olarak yaratmış ve mahlukata O'nun davrandığı gibi rıfk ve rahmetle yaklaşma vazifesi yüklemiştir.

Peygamber Efendimizin elçilik vazifesini ele aldığımızda, necat bulmamız için Allah'ın bize muazzam bir lütufta bulunduğunu idrak ederiz.

ayetinde, "Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap’ı (Kurânı Kerim’i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.." gerçeği hatırlatılır. İbrahim Aleyhisselam'ın duası olan

ayetinde ve

ayetinde de ilahi nizam aynıdır: Ayetlerin okunması, arındırma (tezkiye) ve hikmetin öğretilmesi sırasıyla tahakkuk eder. Allah, hikmeti (

) kitaptan ayrı olarak indirdiğini bildirmiştir.

Kulun ulaşabileceği en yüksek seviye ve makam, ilahi sevgiye mazhar olmaktır. Cennetteki maddi mükafatların ve tasvirlerin ötesinde asıl mesele, Allah'ın sevgisini kazanmaktır. Eğer Allah'ı sevdiğinizi söylüyorsanız, O'nun peygamberine ve hidayet rehberlerine tabi olmalısınız. Mükafat, bizzat Allah'ın bizi sevmesidir. Dinimizde ulaşılacak en yüce nokta budur. Nefs terbiyesini ve derecelerini kararlılıkla kat ederek, kulun bu hedefe kilitlenmesi yegâne kurtuluş reçetesidir.

KonuşmaDr. Abdulcabbar Boran

Nefs Tezkiyesinin Aşamaları ve Mürşide Tâbiyet

Huzursuzluk ve mutsuzluğun asıl kaynağı; şeytan ve nefsin afetlerinden oluşan karanlık üçgendir. Bu yıkıcı çemberden kurtulup ilahi nurlarla donanmak ancak Allah'a ulaşmayı kalben dilemek, mürşid-i kâmile tâbi olmak ve daimî zikirle kalbi temizlemekle mümkündür.

Bir insanın nefsine hâkim olabilmesi için mutlak surette dinin temeli olan Allah'a ulaşma dileğini gerçekleştirmesi ve mürşit vasıtasıyla tövbe etmesi şarttır. Din, baştan sona bir nefs tezkiyesidir. Bizi bütün kötülüklere ve her türlü sıkıntıya sokan temel sebep nefsimizin afetleridir. Huzursuz olan insanların tamamı mutsuzluk üçgeni içerisine hapsolmuştur. Bu üçgenin bir tarafında şeytan, diğer tarafında nefsimizin afetleri ve son noktasında da Kur'an'ı bilmeyen insanların uydurulan zanlara tabi olması yatar.

Eğer bir insan Allah'a ulaşmayı dilemezse, hayatı boyunca zikzaklar çizerek sadece huzursuz olur ve aşağıya doğru sürüklenen nefsani bir hayatı yaşar. İnsanı diğer tüm varlıklardan farklı kılan özellik, Allah'ın zatından üfürülen ruhtur. Allahu Teâlâ ruhun bir emanet olduğunu belirtir ve onu hayattayken geri ister. Allah'a ulaşmayı dilediğimiz zaman Allah, bizi ait olduğumuz kalp doktoruna, yani nefsin tezkiyesine vasıta olan mürşide ulaştırır. O rehbere ulaşıldığında emmare, levvame, mülhime, mutmainne, raziye, marziye ve tezkiye kademelerinden oluşan arınma sürecine geçilir.

Kur'an-ı Kerim'in bütününe bakıldığında, manevi bir rehber ve veli olmadan hiç kimse nefsinin tezkiyesini tamamlayamaz. Nebi olmadan şeriat açıklanamaz, veli olmadan da hidayete erişilemez. Resulullah'tan sonra artık nebi gelmeyecektir ancak kıyamete kadar hidayet kapısı açıktır. Her devirde Allahu Teâlâ'nın hidayete erdirmekle vazifeli kıldığı manevi rehberler bulunur.

ayetinde, "Ve biz onları emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık." buyrularak bu gerçek beyan edilmiştir. İradesini teslim ederek kurtuluşa erenler arasında olmak için (

) mutlak surette zikrin ve hidayet rehberinin ışığına ihtiyaç vardır.

Zikir ibadetini yerine getirdiğimizde Allah'ın isminin kalpteki tekrarı, ilahi nurları manevi kalbimize taşır. İnşirah Suresinde Rabbimiz, katından gelen nurların kalbe girebilmesi için göğsün şerh edilmesini açıkça bildirir (

). Bir kişi 24 saat süren daimî zikre ulaştığı zaman, nefsinin manevi kalbindeki 19 afetin yerini tamamen 19 fazilet alır.

ayetine göre, gerçek kurtuluşa erenler ayaktayken, otururken ve yan üstü yatarken daima Allah'ı zikrederler. Daimî zikre ulaşan kişide kalp gözü ve kalp kulağı açılır; Allah mesajlarını bizzat ona ulaştırır.

Bu makama erişen kişi artık ehli hayırdır, ehli hikmettir ve ehli hükümdür. O kişi ehli hikmettir; zira Kur'an'ın hangi ayetinin hangi manevi seviyeye ait olduğunu net bir şekilde bilir. İhtilaflı olan konularda kalbine ilham edilen ilahi mesajla mutlaka adaleti yerine getirir. Bilinmeyen veya ihtilaf edilen hususların çözümü noktasında

ve

ayetleri kesin bir ölçü koyar: "Bilmiyorsanız zikir ehline sorun."

ayetinde ifade edilen nasuh tövbesiyle günah işleme ihtimali ortadan kalkan bu kişiler, yeryüzünde ilahi ahlakın temsilcileri olurlar.

Nefs ile ruh arasında birbirinden farklı 12 yapısal özellik mevcuttur ve dinin yanlış anlaşılmasının temelinde bu ikisinin birbirine karıştırılması yatar. Nefs sevva edilmiştir, irade ve tercih sahibidir; ruh ise Allah'ın emrinden üfürülmüş saf bir emanettir. Ruh sadece hayrı işler, nefs ise hem şerri hem hayrı işleme kabiliyetindedir.

ayetinde, "Kim tezkiye olursa kendi nefsi için tezkiye olur." buyrulur. Nefs tezkiye edilmeden emanet, sahibine ulaştırılamaz. Nisa Suresi 58. ayetinin (

) hükmü gereği, emanetleri ehline, yani Allah'a iade etmek mutlak bir emirdir.

Bugün asr-ı saadet dönemi gibi nefsin terbiyesini yapmak istiyorsak, hacet namazıyla manevi rehberimizi Allah'tan sormalıyız. Zikir yoksa nefs tezkiyesi yoktur; mürşit yoksa manevi gelişim imkânsızdır. Tâbi olunduğu an ruhun, fizik vücudun teslimi gerçekleşir ve daimi zikirle hikmetin kapıları açılır. Ancak bu sistemli arınma metoduyla Kur'an ahlakıyla ahlaklanan, kibirden tevazuya ve dünyevi hırslardan zühde yönelen kâmil insanlar haline gelebiliriz.